Skip to main content

Posts

Recent posts

Güç birliği ve sahte sol!

Recep Tayyip Erdoğan yönetimi Türkiye'yi içinden çıkılması çok güç karanlıklara sürüklemektedir. Hem içte hem dışta sürdürülen politikalar başarısızlık ve felaketlere yol açmaktadır. TL yeni bir devalüasyon dalgasıyla eriyip gitti! AKP’ye oy veren seçmenler dahil, halkın tüm kesimleri yaşananlardan dolayı öfkelidir. Kitleler işsiz... Esnaf iflasın eşiğinde. Ekonomik bunalım pandemi nedeniyle de iyice derinleşmiş durumda. Belli ki yakında yolcudur Abbas! AKP gericiliği inişe geçmiş durumdadır. Gidişi yakındır! Bunun bilincinde olan RTE iktidarı halka karşı baskılarını artırdı. Tüm muhaliflerini sindirmek suretiyle ayakta kalmaya çalışıyor. Müthiş bir çıkmazda olduğunu HDP’yi kapatma çabalarından, HDP’li belediye başkanlarını görevden almasından ve şimdi de HDP milletvekillerinin vekilliklerini iptal etme girişimlerinden anlayabiliyoruz. Ankara tarafından atanmış işbirlikçi yöneticiler tarafından irade tamamen toplumun elinden alınmıştır. Halkımızın iradesini temsil etmeyen bu ad

TC-KKTC İktisadi ve Mali İşbirliği Anlaşması

Her yıl, Ankara tarafından, iktisadi ve mali işbirliği anlaşması denilen göstermelik bir protokol Kıbrıs Türk halkına dayatılmaktadır. Bu aslında Ankara’nın yazdığı ve yönettiği bir senaryodur. Bu protokolün içeriği normal bir uluslararası antlaşmadan çok farklıdır. Her alanda belirlenen hedeflerin hangi amaçlarla belirlendiği, bu hedeflerin içeriği ve nasıl elde edileceklerine dair ayrıntılar anlaşmada yoktur. Her şey yuvarlak laflarla geçiştirilmiştir. Bu tesadüf değildir... Ankara bunu bilinçli olarak yapmaktadır. Ankara'nın amacı, bu protokol sayesinde Kıbrıs Türk toplumunun iradesini en üst düzey memurundan işçisine kadar esir almaktır. Ankara, protokoldeki muğlaklıklar sayesinde toplumun iradesini hiçe sayarak Kuzey Kıbrıs'ı istediği gibi yönetmektedir! Bu protokoller sayesinde KKTC "devleti", mali açıdan Türkiye Cumhuriyeti’ne ve onun Kıbrıs'ın kuzeyindeki uluslararası geçerliliği olmayan elçiliğine avuç acar duruma getirilmiştir. Sadece devlet değil, ü

Bu ne sevgi ahhh…??

Önce şu noktayı açıklığa kavuşturalım: Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin garantörü olarak anayasal düzeni yeniden tesis etmek gerekçesiyle 1974 yılında askeri müdahalede bulunduğu adamızda, anayasal düzeni tesis etmek yerine tam tersini yaptı. Adanın kuzeyini işgal etti ve işgal ettiği topraklar üzerinde ayrı bir devlet kurdu. Kurduğu bu devlet Birleşmiş Milletler'den onay almadı. Gasp edilmiş topraklar üzerinde kurulan bu devlet dünyadan kopuktur. Varlığını sürdürebilmek için Ankara’ya avuç açmak zorundadır. BM ve AB Kuzey Kıbrıs'ta kurulan devleti Türkiye'ye bağlı bir alt yönetim olarak kabul etti. Bu haliyle Türkiye'nin bir sömürgesi durumundaki Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan tüm insanların sağlığından da, güvenliğinden de, ekonomisinden de doğrudan doğruya Türkiye Cumhuriyeti sorumludur. Bu nedenle, Kıbrıs Türk toplumuna ikide bir “Türkiye olmasa açlıktan ağzınız kokacaktı”, "Yediğiniz ekmeği, içtiğiniz suyu Türkiye veriyor” diyerek halkımızdan şükran beklemek

Özne Olma Mücadelemizin Önündeki Engeller...

27 Şubat ve 1 Mart 2021 tarihlerinde bu köşede yayınlanan yazılarıma gelen sorular ışığında konuyu biraz daha açma ihtiyacı duydum. Bazı okurlar "Kıbrıs'ta taraflar konfederal bir çözümde anlaştılar mı" diye sordu. Bu soruya yanıt verebilmek için "taraflar"dan ne anladığımıza açıklık getirmeliyiz. Bence Kıbrıs sorununa taraf olan esas güçler, Anglo-Amerikan emperyalizmi, AB, Yunanistan ve Türkiye'dir. Kıbrıs Türk ve Rum toplumu egemenleri, bu tarafların yerli iş birlikçisi, suç ortağıdır. Yerli iş birlikçilerden gelen açıklamalar, merkezi zayıf, "desentralize", kanatları güçlü bir federasyon fikrinin onlara cazip geldiğine işaret ediyor. Kıbrıs Türk toplumunda da Kıbrıs Rum toplumunda da "desentralize" federasyona itiraz yok! Mantıken Kıbrıs Türk toplumunda "sol" muhalefetin, Rum toplumunda da sağdaki iktidarın bu öneriye karşı çıkması gerekirdi. Ama hiçbir itiraz yok. Tersine tümünün de bu öneriyi olumlayan açıklamaları var

İki devletli Çözüm Fikri ve 50 Kişilik Kalabalık (2)

Crans Montana’da Anastasiadis'in kanatları güçlü, desantralize federasyon fikrini kabul etmesi, Anglo Amerikan emperyalizmi açısından statükoyu tehdit eden bir durum yarattı. Böyle bir gelişme beklenmiyordu. Şu anda statükonun bozulması ne büyük güçlerin işine gelir, ne de Ankara'nın. Ankara’nın hedefi de uygun ortam ve koşulları yakaladığında adanın kuzeyini ilhak etmektir. O halde böyle bir uluslararası konjonktürün yakalanması şart! Bu nedenle de çözümsüzlüğün, yani statükonun devamı şart. İşte bu yüzden, anlaşma umutlarını bir kez daha bertaraf etmek için, kanatları güçlü federasyon çağrısını da terk ederek, Rum liderliğinin kabul etmeyeceği bir başka öneri, Ankara tarafından piyasaya sürüldü! KKTC cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ankara'nın tercihini Tatar’dan yana kullanmasının nedeni anlaşıldı. Artık toplumlar arası görüşmeler desantralize federasyonu savunan ve bu konuda Anastasiadis ile hemfikir olan Akıncı ile sürdürülemezdi. Bu durum, UBP başkanı olarak bile çok y

İki devletli Çözüm Fikri ve 50 Kişilik Kalabalık (1)

KKTC meclisinde Kıbrıs Türk halkı adına alınmış ve halk iradesinin "federal çözüm"den yana olduğunu ilan eden bir karar var. Bu karar orada durup birileri kanatları güçlü, merkezi zayıf, desantralize bir federasyonun en akılcı çözüm olacağını söylerken, başka birileri de artık federal çözüm seçeneğinin söz konusu olmadığını, Kıbrıs Türk halkı adına sadece iki devletli bir çözümü görüşebileceklerini söylüyor! Peki meclis kararı değişti mi? Hayır! Demek ki ne meclis adı altında bir araya gelen 50 kişilik kalabalığın, ne de temsil ettiklerini iddia ettikleri halk topluluğunun hükmü yokmuş! Aldıkları karar bir kişinin dudakları arasında sıfırla çarpılabiliyormuş! O "meclis"te muhalefet diye oturanlar, "Bizim federal çözüm kararımız hala yürürlükteyken, kim hangi yetkiyle halkımızın iradesini değiştirebilir, 'iki devletli çözüm' diye yeni bir siyaset belirleyebilir" diye hesap sorabilecek kadar muhalefet etmekten bile uzaktır! Sayın Akıncı, geçtiğ