Günlük yaşama ilişkin sorunlar (1)

Dünyayı ve toplumu değiştirme iddiasında olan biz komünistler, sosyalizm ve komünizm uğruna mücadele ederken günlük yaşamımızı nasıl düzenlemeliyiz? Biz sıradan insanlar değil miyiz?... Bizim yaşam biçimimiz ve günlük sorunları ele alış tarzımız herkesten farklı mı?...

Proletarya iktidarını hedefleyen sınıf mücadelesinin genel stratejisi ve seyri içinde, bu sorular neredeyse hiç önemsenmeyen, ya da zamansız oldukları düşünülerek yanıtlanması sürekli ertelenen sorulardır. Ama gerçekte bu görünüm çok yanıltıcıdır. Sosyalizm için mücadele eden bireyler, özellikle de örgütlü bireyler, değişime önce kendilerinden ve yakın çevrelerinden başlamalıdır.

Evet, komünistler gerçekten de sıradan insanlar değildir. Onları sıradışı yapan; tüm insanlığın sınıfsız topluma ulaşması, ne ezen ne de ezilenin olmayacağı, herkesin gereksinimlerini özgürce ve rahatça karşılayabileceği bir toplumsal düzene inanmaları ve bunun için mücadele etmeleridir... Ama bu mücadele, soyut düzeyde bir idealizm olarak kaldığı zaman değil, geleceğin toplumuna ait anlayış ve yaklaşımları bugünden günlük yaşama uygulayarak yürütüldüğü zaman anlam ve değer kazanır. Komünistleri sıradışı yapan, komünizm idealinden çok böylesine mücadele içindeki yaşam tarzlarıdır.

Yirminci yüzyıl, görkemli sosyalizm deneyimlerine sahip bir zaman dilimi olarak tarihte yerini almıştır. Bu yüzyılda proletaryanın sosyalist devletlerinin tekrar kapitalizm cephesine kayıp verildiğine tanık olduk. Bu yenilginin nedenleri üzerinde gelecekte çok durulacaktır. Bu nedenler arasında, komünist devrimciler ve proleter yöneticilerin günlük yaşama ilişkin gelenek ve kültürlerindeki gelişmenin siyasal gelişmelerinin çok gerisinde kalmış olması, özellikle de insan cinselliğine ilişkin konularda birtakım önyargıları aşamamış olmalarının ne denli önemli olduğu gelecekte sık sık vurgulanacaktır.

Cinsel özgürlükleri de kapsayan bireysel özgürlüklerin eksiksiz bulunmadığı hiçbir toplum, özgür bireyler topluluğu olamaz. Bu nedenle bu sorunlara hak ettikleri ilgiyi göstermek, kadrolarımızı ve insanlarımızı siyasal konularda olduğu gibi sosyal konularda da eğitmek görevimizdir.

“Bir toplumun erkekleri ve kadınlarının az ya da çok uymaya çalışması için çaba harcanan ve iyi düzenlenmiş olan cinsel yaşamla ilgili ilkeler, o toplumdaki düşüşle birlikte yıkılıyorlar. Eski ilkeler geçerli değil; yenilerine gelince kafalarda büyük bir şaşkınlık hüküm sürüyor. Ülke yöneticileriyle kuramcılar, cinsel yaşamla ilgili bu denli önemsiz sorunlarla uğraşmak yerine yapacak başka işleri olduğunu düşünüyor ya da açıklıyorlar. Hemen hemen sadece bir kişi, Alexandra Kollontai, daha 1918’de, Wilhelm Reich’ın 1936’da açıkladığı şeylerden acı acı yakınıyordu: Bu sorunlar üzerine düşünme eksikliği ve cinsel sorunların hasıraltı edilmesi (yok sayılması)... Kollontai, ‘İşçi sınıfının temel ödevlerinden birine karşı bu affedilmez aldırmazlığımız nereden geliyor?’ diye sorar. ‘Cinsel sorunu, kolektif bir çabayı gerektirmiyor deyip ikiyüzlülükle ‘aile işleri’ rafına kaldırmayı nasıl açıklamalı? Sanki cinsler arasındaki ilişkiler ve bu ilişkileri düzenleyen bir ahlak yasasının geliştirilmesi, tarih boyunca toplumsal savaşımın değişmez öğelerinden biri olarak görülmemiş, sanki belirli bir toplumsal grubun sınırları içerisinde hakim sosyal sınıflar arasındaki savaşın sonucunu temelinden etkilememiş gibi! İşte en açık görünümüyle durum bu.” (Alexandra Kollontai’nin Marksizm ve Cinsel Devrim adlı kitabında, Judith Stora Sundor’un önsözü, s:54)

(...devamı)

 

28 Eylül 2021, Avrupa gazetesi


Yorumlar

Popüler Yayınlar